Hayal kırıklığına uğratan kişiler

  • Posted on: 25 May 2016
  • By: admin

Malum düğün görüntülerinden sonra acaba riyakarlık mı yapıyor diye su I zan da bulunduğum ancak açıklamasını okuduktan sonra beni pişman eden alim.

Boyundan büyük laflar edip sonra aveada çalışan kızı ortaya çıkınca size ne canım diyerek kızını ayrı tutarak riyakarlığa düşmüştü. Işte o gün o şahıs benim için bitti. 

ancak hocanın durumu farklı. Bu söylediklerini samimi biçimde idrak edebiliyorum. Insan yeri geliyor kendi çocuğuna bile söz geçiremiyor. Ancak doğrular çocuğu da olsa değişmiyor. Hocanın hanımının zengin olduğu ve kamuoyunda infial oluşturan lüks araç ve evlerin hanımından geldiği malum. Bu hususta da kendisi çok sıkıntı çekti, halen de çekiyor. Aciz kaldık sözümüz geçmedi demesi bile açıksözlülüğünü ve dürüstlüğünü ortaya çıkarıyor. 
Matematik öğretmeninin çocuğu da matematik öğretmeni olacak diyemeyiz. Bazen mum dibine ışık veremiyor. Herkesin hayatında bu tip durumlar mevcuttur. Ancak linç etmeden evvel empati kurmak gerek.

Nami diger zat. Benim ve diger cogu insan gibi gülmek icin izlenilen kisilik. Isin ciddi kismi cok vahim , adamin agzindan cikani cogu zaman kulagi duymaz . Kendisi ayni zamanda yanmayan ceylan derisi kefen , peygamberle konusturan terlik ticaretini yapar . Konustuklarinin cogu kurandan alinmaz . Elinde eski ciltli bir kitap veya a4 ordan iste yok efendim 100 rekat namazi ihlasla kil allah ne istersen verir , iste " siz anlamazsiniz kurani bize tabii olun " lafiyla samimiyetsizligimi kazanmis kisilik. He bide anlatirken kendinden cok emin bi hadise anlatirken iste peygamber efendimiz boyle yapti allah boyle tepki verdi iste hz. Musa ( yada ısa) azrail onun canini almaya geldiginde tokat atmis gözü cikmis felan filan sanki olay oldugunda ordaymis gibi anlatiyo deliriyorum . Neyse sakinim sonuc olarak boyle insanlarin videolarindan dini ogrenmeyin. Kendisinin varlığı hakkında bir çok komplo teorisi üretebileceğim şahıs. Kim bilir yabancı mihraklar kendisini bizi dinden soğutmak için eğitmiştir belki. Hiç türkçe kuran okumayan, kuranın felsefesini anlamaktan aciz sadece namaz kılıp, tespih çekerek cennete gideceğine inanan insanları hadislerle kandırarak sömüren kişidir. Kendisinin lüks havuzlu villalarda kaldığı, yurtdışından cariyeler getirdiği, bunlarla seks kasetleri olduğu söylentileri dolaşan, her ne kadar kızına söz geçiremediğini iddia etse de pek inandırıcı bulunmayan insandır.

Zat-ı şahanelerinin islamı temsil ettiğini sanan kimi safdillerce, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu minvalinde muaheze edilen din bezirganı.

Safdilseniz bir şey demiyorum, aynı minval üzre devam. Ancaak... Şayet islamın artık kitaplarda müslümanın da mezarlarda bulunduğunun farkında reşit mümeyyizlerseniz, hemen söyleyeyim, bunlara denecek tek söz "senin dinin sana benimki bana" olmalıdır.

Bu tiplerin bırakın müslümanlıkla, başka herhangi bir dine mensup dindarlıkla bile ilgisi alakası yoktur, bunlar için varsa yoksa dünyâdır. Hatta "dünyâ ahiretin tarlasıdır" tersine dönmüştür bunlarda... Artık ahiret dünyânın tarlasıdır.

Benim aklıma düğün fotoğraflarına ve açıklama videosuna bakınca gelen şey celal şengör oldu. Şimdi diyeceksiniz ki ne alakası var. Şöyle anlatmaya çalışayım, bu iki adam da yetiştikleri toplulukta başarılı, bilgili ve belirli hayat görüşlerini katı ama eğlenceli şekilde anlatıyorlar. Problem de burada başlıyor ya, anlattıkları adamlara göre hayat standartları çok yüksek ve aileden zengin insanlar. Yani halkın içinde değiller.

Celal şengör hava kuvvetlerini överken bütün kurumu iki dil bilen, aşırı yetenekli pilotlardan oluşuyor varsayıyor. Ama bunun kütahya hava er eğitim tugayı da var. Hele kara kuvvetleri söz konusuysa zaten tartışmaya gerek yok, uzman çavuşlar, askerlik kültürü vs. Neyse şunu demek istiyorum bu adamı 1 hafta herhangi bir eğitim birliğine asker olarak gönderin (torpilsiz), bütün hayatını askerleri ve sistemi eleştirmeye adar, bundan adım gibi eminim. Ama tabi muhatabın hava kuvvetleri komutanı olunca sallamak kolay.

Gelelim zata, buradaki fark çok daha vahim. Bu adamın cemaatinin büyük kısmı yoksulluk sınırındadır diye tahmin ediyorum (kaynak götüm). Hoca da affetmiyor tabi tasarruflu olun, müsrif olmayın bıdı bıdı. Ama kendine gelince saçma sapan argümanlarla israfı savunuyor, zira çok iyi bir laf cambazı. Neymiş efendim fatih'teki bir daireyle acarkentteki daire aynı fiyatmış da, ben 5 liralık elbise giyiyorum da(500 bin liralık jipe babam biniyor sanki), yok su camışlara haram değilmiş de buna niye olsunmuş. Ama karşısındaki adamda bunları düşünecek durum yok, zaten hayat derdi izole bir yaşam derken bakmıyor bu işlere. Son olarak bir de gavur icadı konusu var ki akıllara zarar, adam sürekli gavur eleştirirken birçok videoda bakın amerika bile yapamıyor diyor. (sonra da suudun neyi eksik, amerika'da olan her şey orada da var falan.) ama işte dedim ya karşısındaki adam o kadar izole ki haberi bile yok bu işlerden. Başka bir videosunda görmüştüm, ablası kapalı değil miymiş ne bu da diyor ki ben eşlerimden (evet çoğul) ve kızlarımdan sorumluyum. Şimdi gün gelince de ben razı değildim, sırtımı döndüm, erkek tarafı yaptı... Bi siktirgit derler adama, niye verdin! o zaman kızını! celal bey de aynı yarın deseler ki çocuğun askere gitsin asla göndermez. (ben de askere gitmek istemiyorum, gitmemek için her şeyi de yapacağım. Ama çıkıp da hava harp okulu türkiye'deki en iyi okuldur demiyorum. Çünkü ne bok olduğunu ben çok iyi biliyorum. Bu okullar insanı sosyal olarak çok geride bırakan bombok yerlerdir ve herkes en kısa/sorunsuz şekilde bitirmeye uğraşır. Bilimle falan uzak yakın alakası yoktur. Özetle, çok güzel atasözlerimiz var aslında.

Derlenmiştir.

 

 

Gelecekte bazı insanlara anlamsız gelecek olaylar!

  • Posted on: 25 May 2016
  • By: admin

Açık açık yazıyorum bir yere gitmek için yolda yürümek!
evet gelecekte insanlar yürümeyi ve koşmayı sadece evde ve spor salonlarında yapıyor olacak.
Dışarda kaldırımlarda yürüyen insanlar olmayacak, hareketli kaldırımlar yada istediğin yere kadar seni götüren hareketli cihazlar kullanılacak ve geçmişte yaşan bizlerin kaldırımlarda yollarda parklarda yürüdüğünü görünce garipseyecekler.

Bir damla suyun bile değeri olacağı için şuan tek bir sifonla giden bir sürü temiz içme ve kullanma suyu..."biliyormusunuz eskiden insanlar boklarını sınırsızca su kullanarak temizliyorlarmış" şeklinde.. Şimdi bile düşününce delirecek gibi oluyorum bence en azından el yıkama yada duş sularımız bir şekilde klozet için birikmeli ve öyle kullanılmalı. Dünya için değil de türkiye için yazacağım. Işi siyasete taşımak değil kesinlikle amacım. Eğer bu şekilde ilerlemeye koyunluğa bu ülke devam ederse önce kadınların kapanmaması garip gelecek insanlara. Yavaş yavaş olacak bu. Lakin kesin olur demiyorum. Bu şekilde devam ederse diyorum. Bu olursa kadınların okula gitmesi de tuhaf gelmeye başlar.

 

Farklı insanlar farklı ilkokul anıları!

  • Posted on: 24 May 2016
  • By: admin

Bir kıza aşık olmuştum ve ilkokul bitene kadar devam etmişti. Sonra o semtten ayrıldım aradan yıllar geçti hemde çok uzun yıllar sonra tekrar rastladım ona mutluluktan uçmuştum. Kısa bir süre arkadaş olarak konuştuk ama hislerim 6 yaşındaki gibiydi hep. Sonra sevgilim oldu ve şimdi kısa bir süre sonra eşim olmak üzere. Onu çok seviyorum. Ilkokulun ilk gününden bugüne kadarda sevdim. Mutluyum. Çantamın fermuarını yavaşça açıp kafamı içine koyarak ağlamıştım, hatta devekuşları beni görüp etkinlenmiş olacaklar ki onlarda aynısını doğada yapmaya başlamışlar. Sonra yanımdaki arkadaş kahkaha atmaya başlamış ve öğretmeni çağırmış, kafamı içeriden çıkartıp etrafa baktığımda bütün sınıf beni izliyor ve kahkaha atıyordu. Bu aylarca böyle devam etti herkes dalga geçiyor gülüyordu hemde sadece bizim sınıf değil yan sınıflara bile namım yayılmıştı çoktan. Baktım ki olmuyor ailemle konuşup kaydımı başka bir okula aldırıp gayet normal bir şekilde başladım, sanki aylar önce kafasını çantaya sokup ağlayan çocuk ben değildim. Hatta işi o kadar abarttım ki yeni okulumdaki arkadaşlara "bizim eski okulda sınıftan bir tane çocuk vardı, okulun ilk günü kafasını çantanın içine koyup ağlıyordu felan" diyerek kendimi bir başkası gibi gösterip gaddarca dalga geçiyor ve ne kadar dalga geçersem sanki o kişiden o kadar uzaklaşıp o anı hiç yaşamamış gibi oluyordum.

Palyaço gelmişti hiç de sevmem koduğumun palyaçolarını bi tane kızın annesini ezmişti yanlışıkla sonra yanıma onur diye bi çocuk oturmuştu daha önceden tanıdığım utku diye bi çocuk vardı o gelince onura siktiri çekmiştim bana dil çıkarmıştı sonra ikisiylede çok kötü anlaştım aslında görüştüğüm de kimse kalmadı. Abi niyeyse aklımda çok saçma bir anı kaldı senelerdir bunu düşünüyordum bu başlık içimi dökme vesilem oldu. Okula gitmeden kendi pantolonumu kendi giyme inadım ve sonuç olarak iki bacağın geçme kısımlarının ortasına(adı ne oranın cidden) basarak pantolonun yırtılmasıyla sonuçlanan olay. Ve annemin: 'ee büyük adam oldun tabii ilk günden inatlaşırsan böyle donla gidersin' demesi ve benim de bunu ciddiye alarak ağlamam...Annem ve babam götürdü beni okula. Pencere kenarında orta sıralardan biri vardı. Ismi mehmet anlar. Uykuluydu bayağı. Onun da annesi ablası gelmişti sanırım. Öğretmen gelince ayağı kalkılacağını söyleyip duruyordu. Annem babam ve babaannem 100erbin vermişti. 3 adet meyvesuyu aldım toplam.

Beden eğitimi dersindeydik,bütün sınıf dışarıda.öğrenci tuvaletleri de tamirde 2. Kata çıkıp hocaların tuvalete şey yapıyoruz. Neyse ılgıt diye bi kız vardı sen git gir sınıfa sonra yetiştireme sıça sıça git.okulun kapıdan bi girdik her yer leş kokuyor,lan sınıfa bi girdim ortada bi bok parçası ,merdivene baktım orada da bok parçası. Öldürsen unutamam heralde. 1990. Fatih okuldan kaçmıştı. Ilk gün korkudan ne yapacağını bilememiş çocuk. Yıllar sonra bir de ondan dinledim hikayeyi:
"çıktım, annem orada bekliyordur diye, göremedim, gitmiş. Çok korktum. Geri dönmeyi de yediremedim, çıktım bahçeden de, rastgele yürümeye başladım. Bizim mahalleden bir teyzeyi gördüm, uzaktan çaktırmadan peşinden yürümeye başladım. Gitti markete girdi. Bekledim, nasılsa eve dönecek. Çıktı gene yürüdü, ben de tabi... Mahalleye kadar dükkanlara gire çıka takip ettim kadını, bizim ev ne kadar uzakmış, yoruldum. Mahalleye gelince de direk eve gittim, o yorgunluğun üzerine bir de dayak yedim. Bir de öğretmen merak etmesin diye geri gittik okula, haber vermeye, sonra yine geri yürüdük eve..."
ders olmuştur diye umut ediyorum.

Inanılmaz bir heyecan, korkudan altına kaçıranlardan gelen kekremsi koku, ortalığı inleten ağlama nidaları ve çevrede olup bitene bir türlü anlam veremeyen ben.. Bütün okul hayatımın öyle devam edeceğini düşünüp garip bi hüzün kaplamıştı içimi. Yok arkadaş çekilir dert değil bu ne böyle ben abimlerin kitaptan okumayı öğrendim zaten biraz da işlem mişlem yürür giderim annemlerle konuşayım da bırakayım okulu düşüncesi belirdi önce sonra nasıl olduysa alıştık.

Ilk günden olmasa da bir kaç gün geçmişti sanırım aşı günüydü garip bir korku ve heyecanla sıraya geçmemizi istediler, önce birer damla tadını hala ağzımda hissedebildiğim bir damla damlattılar - sebebini hala bilmiyorum- , teker teker aşı yapmaya başladılar, ilk kişilerden sonra aşı vurulan da vurulmayan da ağlamaya başladı çocukluk aklı işte korkuyorsun. Bu arada kemal adında babası vefat etmiş bir arkadaşımız vardı - babasının vefat etmişliği bende ne kadar derin yaralar açmışsa aklımda kalmış o ayrıntı- çocuğu ne kadar korkuttularsa birden çığlık çığlığa kolumu jiletle kesip öyle iğne yapacaklar diye bağırarak sınıftan kaçmıştı sonra bulamadılar tabi eve kaçmış annesi sağlık ocağına götürüp orta aşı yaptırmış. Ilk okula dair aklımda en net kalan görüntüdür kemalın sınıftan kaçışı ve o aşı günü...
 

 

 

Kilo vermek isteyenlere seçme tavsiyeler.

  • Posted on: 23 February 2016
  • By: admin

Tamamen yemek ve hareketle alakalıdır. Kilo konusunda klasik olarak yemek konusunda bir şeyler söyleyerek başlayayım. 
Öncelikle ekmek yemeyin! mümkün olduğunca kendinizi ekmek yememeye alıştırın, ilk başlardaki açlık hissini yendikten sonra çok da zor bir şey olmadığını göreceksiniz. Sadece ekmek de değil tabi; kek, börek, kurabiye, simit gibi hamur işi ne varsa uzak durun. 
Kalsiyum barındıran süt, peynir, yoğurt gibi ürünleri mümkün olduğunca tüketmeye çalışın. Bir zamanlar ntv yeşil ekran'da yayınlanan bir program vardı bu konuda. İki deneğe de aynı besin programını veriyorlardı. Yalnız birine kalsiyum barındıran süt ürünlerini vermiyorlardı. Deneğin sonucunca süt ürünleri tüketen kişi daha fazla yağ atımı yapıyordu.

İkinci olarak günlük beslenme düzeninize değinelim; krallar gibi kahvaltı yapın! ( tabi ekmeksiz, yada herhangi bir hamur işi olmadan) kahvaltı konusunda canınız ne çekerse yiyebilirsiniz. Hatta çikolata gibi tatlı ihtiyaçlarınızı dahi giderebileceğiniz tek öğün olsun bu mümkün olduğunca. Çünkü sabah aldığınız kaloriyi gün içinde tamamen tüketme ihtimaliniz bir hayli fazla. Kısaca kahvaltı sizin gün içindeki free bölgeniz. 
Ara öğün olarak yoğurt, meyve gibi kalorisi fazla olmayan bir şeyler tüketebilirsiniz.
Akşam öğünü olarak da küçük porsiyon olmak koşuluyla haşlanmış fasulye, ya da etli-sebzeli herhangi bir yemek yiyebilirsiniz. Bu konuda da akşam öğününde mümkün olduğunca az yemenizi tavsiye ederim. Tıpkı kahvaltı mantığı gibi ne kadar az kalori o kadar kısa zamanda yakılma.
Herkesin dediği ve çok doğru olan bir nokta da saat 19.00'dan (kendi biyolojik saatinize göre bu saati makul olarak değiştirebilirsiniz) sonra ağzınızdan içeri sadece ara öğünde bahsettiğim yoğurt, meyve gibi şeyler girsin. Akşam karnınız kıyılırsa bu tarz hafif yiyecekler ihtiyaçlarınızı kolaylıkla karşılayacaktır. 

Üçüncü olarak acıkma konusunda temel bir felsefem vardır: insan yedikçe acıkır! 
Bundan dolayı beslenme düzeninizi değiştirme aşamasında çabuk pes etmeyin, bir kaç gün sonra aslında yediğiniz şeylerin sizi doyurduğu ve fazlasına gerek duymadığınızı anlayacaksınız. Zaten bu aşamadan sonra işler sizin için daha kolay olacaktır. 

Dördüncü olarak harekete değinelim; spor konusunda kilo verme sürecinde fitness gibi işin içinde ağırlığın da olduğu antrenmanlar yerine daha basit ve sade olan egzersizi öneririm. Bunun nedeni de kasların çalışması dolayısıyla daha fazla enerji ihtiyacınız olacaktır ve bu da size açlık hissettirecektir. Yürüyüş bu konuda harika bir aktivitedir. Kasları çalıştırmadan yağ yakımına yardımcı olur. Bunun yanında evde uygulanabilecek basit egzersiz hareketlerini de yapmanızı tavsiye ederim. (hani şu ilkokulda ya da lisede beden eğitimi dersinden önce yapılanlar gibi) 

Şimdi gel gelelim bunlar sadece benim zamanında uyguladığım ve haftada bir kilo verdiğim bir sistemdi. Ancak siz farklı birisiniz. Yani dikkatli düşündükten sonra uygulamanızı istiyorum. Hatta uygulamadan önce gidip bir doktara danışın. Sizin bedeninizin ihtiyaçları herkesinkiyle aynı olmayabilir.

Bir arkadaşım günde 2 litre sıcak su içip 4 ayda 15 kilo vermişti. Neyse benim önerilerim ise : yalnızca kahvaltıda 1 dilim ekmek tüketin onun dışında ağzınıza sürmeyin. Öğlene doğru koca bir bardak light süt için yanında muz yiyebilirsiniz. 3 4 gibi sebze olarak havuç, salatalık tarzı şeylerden bir tane yanında meyve olarak elma,armut, ayva tarzı bir tanede ondan yiyebilirsiniz. Akşam 6 gibi bir kase çorba, istediğiniz kadar bol limonlu fakat yağsız ve tuzsuz bol yeşil salata ve yanına ızgara çeşidi olarak balık tavuk köfte size kalmış. Veya sebze yemekleri olabilir pırasa, ıspanak vs. Veyaaaa haşlanmış tavuk ve haşlanmış patates yemeği tarzı şeyler yiyebilirsiniz. Sonraki saatlerde eğer çok acıktıysanız meyve dışında bir şey tüketmeyin. Mevsimi ise eğer o saatlerde üzüm muz tarzı içinde bol şeker olan meyvelerden bile uzak durun.
Son olarak: çikolata,,hamur işi, pirinç tarzı şeyleri unutun.

Gıda intölerans testi. Yıllarca sporla diyetle veremedigim kiloları şıp diye verdirtti. Tabii ki test yaptırmakla bitmiyor sonrası işkence gibi bir süreç. Değiyor ama her seye. 
Benim en sevdiğim yemeklere cıktı intöleransım. Resmen hayat tarzımı değiştirdim. Alacağım her paketli gıdada içindekileri okumam gerekti, bazı hindi fümelere kereviz eklediklerini biliyor muydunuz. Peki ya pirinç patlağında ekstra buğday olduğunu? en masum wasa da bile maya olduğunu? zeytin ezmesinin mısır nişastası içerdiğini? hepsine intöleransı olan benim markette 1 saat gezip 3 parça hazır gıda alabildiğimi?

En tatlı not: dün canım fenna bir şekilde dondurma çekmişti ben de gidip tüm dondurmaların kalorisine baktım. Twister 75 kalori sevgili kaderdaşlarım. İstediğiniz kadar twister yiyebilirsiniz günde bir tane olmak şartı ile.
Umarım işe yarar söylediklerim, hepinize şimdiden başarılar.

Normal hayatta hareketli biriyim, ama masa başı çalışmaya başladığımda bunun kilomda artışa sebep olabileceğini düşünmüştüm, çünkü oturdukça yiyorum, gelsin bisküviler gitsin krakerler. Ama bol bol su içmeyi asla ihmal etmem, bir de her gün mutlaka yeşil çay; 1 ya da 2 kupa. 
Iş yerine yemeğimi evden getirmeye çalışıyorum, en azından haftanın 3 günü. -bütçe için de faydalı-
kola yok, asitli-şekerli diğer içecekler de; meyve suyu evde taze sıkıllmışsa içerim. Paketlenmiş halde tükettiğim tek içecek ayran, nadiren de soda. 
Hareket çok önemli; ofiste çaycı ablamız olmasına rağmen çoğunlukla gider çayımı, kahvemi kendim alırım. Hatta az hareket ettiğimi hissettiğim zamanlarda yorgunluktan gebersem de asansör kullanmam, özellikle merdivenden çıkarken.
Bu aralar kahvaltıda poğaça, simit değil de meyve deniyorum. Tabi ki karbonhidrat gibi tok tutmuyor ama en azından sabah mideme giren ilk şey yağlı yağlı hamur işi olmasın diye düşünüyorum.
Atıştırmalık olarak da çiğ kuru yemiş; özellikle çiğ fındık ve badem. Bende işe yarıyor, en azından bir buçuk senedir kilom 1-2 kg anca oynamıştır, onu da çabucak verebiliyorum. Tabi bunlar belki kilo vermek için değil de daha aynı kiloda kalmak için bende işe yarayan şeyler. Bir de bence şu önemli, ben bunları yapmaktan, böyle beslenmekten zevk alıyorum.

Hiç spor yapmayarak hatta spor salonuna gitmeyi bırakarak vaktinde 10 kilo vermiş bir insan olarak önce yemeği azaltacaksın, 3 öğün düşecek 1 öğüne. Ekmek denen şeyi unut. Öğlen salata ye döner ye akşam çorba iç yoğurt ye. Sabah 1 tane muz ye. Kahve ve çay serbest. Alkol yok. Kola falan yok. Uykunu nasıl uyursan uyu bana ne. Her gün tuvaletin düzenli olacak.kilolar sifonla gidecek. Her gün tartılacaksın baktın ki her 2-3 günde bir 100-200 gr hafiflemeye başladın. Devam edeceksin. Ruh halini kontrol edip metabolizmanı hızlandırmaya bakacaksın.

Her şey beyinde bitiyor. Arabanında beyni var. İçinde benzini hangi oranda ne kadar yakacağı bellidir. Rakamlarla oynarsan çok yakar ya da az yakar. Kilo vermenin eğer sağlık sorunu yoksa tek ölçütü yemek yemektir. Spor yapmak değil. 1 ay açlık orucu yap bakalım oturduğun yerden kaç kilo veriyorsun. Ağırlık kaldırmakla iki koşmakla falan olmaz o işler. Bir kere spor yapıyorsan vücuduna verdiğin mesaj kiloları at gitsin değil kiloları tut bunları ateşi beslemek için kullanıcaz. Spor yapmak spor salonuna gitmek demek değildir. Spor demek bir spor dalını hakkıyla icraat etmektir. Boşuna kendinizi kandırmayın. Kilo vermek istiyorsan ağzını kısacaksın. Her gün bir önceki günden 1 lokma az yiyeceksin.

Sizler için en güzellerinden derledik.

 

 

Bir insanın kendisine yapabileceği en büyük iyilik nedir?

  • Posted on: 17 February 2016
  • By: admin

Bunu dinlerken okuyunuz

.

Özgüvenli olmak , girişken ve kasmayan bir tip olmak . Çok özgüvensiz biri değilim , orta düzeyim ama maalesef etrafımdaki bazı kişilere bayağı imreniyorum, nasıl bu kadar rahat olabiliyor anlayamıyorum. Düşman biçmemektir başka insanları kendine. Nüansların varlığını adam akıllı idrak edebilmektir. Kendinden farklı düşünene hoşgörülü yaklaşmamak, tahammülkar yaklaşmaktır. Sözcü'yü de akit'i de okurken "vay bilmem naptığımın çocukları" demeden okuyabilecek düzeyde sabırlı olabilmektir. Bir de seviyorsa gidip konuşabilmektir.Kendine değer vermek. Egovari bir şey değil. Bir kere bedenini tanımak, ne yakıştığını bilmek ve ne yakışmadığını da. Deneye deneye tarzını bulmak. (tarz dedim gidip saçını pembeye boyama sakin ol. Kilonla barışma. Göreceli falan değil belli bir sınırı var ve hem sağlık hem estetik hem de iç huzurun bağlamında dikkat etmelisin. Bir de ruhuna seslenme olayı var. Her ruh başka bir dünya. İnsanın kendine yapacağı en büyük iyilik yine kendisi.

Ve belki de nasihat dinlememek!

Çok sevilen bir yemeği üstüste defalarca yemek insana bir süre sonra nasıl bıkkınlık verirse, yıllarca nasihat dinleyen insan da aynı bıkkınlık içindedir. Ya da bir insan, kışın 0 derecede üşür. -1, -2, -3,..., -10 derecede yavaş yavaş donmaya başlar. -15, -20... Yavaş yavaş vücudunu hissetmez. -25, -30... Artık soğuk o insanı üşütmez, yakar. Nasihat da böyle birşey işte, sonunda ters teper. 

Kimseye nasihata filan gerek yok. Eğer sen örnek alınması gereken kişiysen, insanlar senin sözlerini daha dinlemeden, seni örnek alırlar ve sen bir "nasihat" olursun. Ama hem söyle hem de söylediklerini uygulama (ki uyguluyor olman yada uygulamış olman da bazı insanlar için bir süre sonra bir anlam ifade etmez) ve insanların seni örnek almasını iste... Doğaya aykırı bir durum gibi geliyor bana. 

Sonuç olarak nasihat öldü hanımlar beyler, maalesef öldü. Kendinizi yenileyin artık. Bırakın bu ;

nush ile uslanmayanı etmelidir tekdir,
tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.

Sözlerini. Dayakla düzelmiyor artık insanlar. Kendinizi yenileyin. Sigara içen ve öğrencilerine sakın içmeyin diyen öğretmen, sana diyorum.

En güzellerinden derlendi.